Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi
Türkiye'nin hastalıkla tanışması ve ilk çalışmalar
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 yılının bahar ve yaz
aylarında, bazı illerimizin kırsal kesiminde yaşayan
insanlarda ortaya çıkmış olup, Bakanlığımızın yaptığı
çalışmalar neticesinde 2003 yılının Ağustos Ayı'nda kesin
olarak tanısı konan bir hastalıktır. Hastalık, daha önce
ülkemizde görüldüğü bilinmeyen bir hastalık olduğundan, Tıp
Fakültesi eğitim müfredatında bile yer almayan bir hastalık
konumunda idi. Hatta Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik
Mikrobiyoloji uzmanlık eğitiminde bile sadece yüzeysel
olarak bahsedilen bir hastalıktı.
Hastalığın adının konmasının ardından, konunun
uzmanlarını biraraya getiren Zoonoz Hastalıklar
(Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi) Danışma Kurulu
oluşturulmuş, aynı zamanda hastalık Türkiye Zoonoz Millî
Komitesinin de gündemine alınmıştır. Söz konusu Komite ve
Kurulun da tavsiyeleri doğrultusunda hastalıkla ilgili
gerekli tüm tedbirler alınarak çalışmalara başlanmıştır.
Bugün için hastalıktan korunmada kullanılabilecek etkin
ve uygulanabilir bir aşı ile hastalıkta kullanılabilecek
etkili bir ilâç mevcut değildir. Hastaların tedavileri,
başta çeşitli kan ürünleri olmak üzere, destek tedavi
şeklinde yapılmaktadır. Bu nedenle, hastalık hakkında bilgi
sahibi olmak ve aşağıda belirtilen önlemleri almak korunma
açısından büyük önem taşımaktadır.
1. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi nedir?
Kırım-Kongo kanamalı ateşi, ilk olarak hastalığın ismini
aldığı Kırım ve Kongo'da görülen, virüs
denilen mikropların sebep olduğu ölümcül seyredebilen bir
hastalıktır.
2. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi nasıl bulaşır?
Hastalık insanlara kenelerin ısırması veya kenelerle
temas sonucu bulaşır; evcil hayvanlara da kenelerin ısırması
ile bulaşabilmektedir. Ancak, hastalık hayvanlarda
belirtisiz seyrederken insanlarda öldürücü olabilmektedir.
Yaban kemirici hayvanlar, kuşlar ve keneler hastalığın
doğadaki devamlılığını sağlayan canlılardır. Keneler
beslenmek için bu hayvanlardan kan emerler; kan emme
sırasında aldıkları, virüsü vücutlarında çoğaltırlar ve
insanlardan kan emerken bulaştırırlar.
Hastalık kene ısırmasının yanı sıra, vücudunda virüs
bulunan hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya diğer
dokularına temas etmekle bulaşabildiği gibi bu hastalığa
yakalanmış insanların kan veya vücut sıvılarına temas sonucu
da bulaşma olabilmektedir.
3. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin belirtileri nelerdir?
Hastalık ateş, ani başlayan baş ağrısı, kas ağrısı,
kırıklık, halsizlik ve belirgin iştahsızlıkla başlar;
bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi şikâyetler de
görülebilir.
İlk günlerde, yüzde ve göğüste kızarmalar ile gözlerde
kanlanmalar ortaya çıkabilir. Göğüs ve karından başlamak
üzere vücuda yayılan küçük nokta şeklinde kanamalar olabilir
ve bu kanamalar büyüyerek vücuda yayılabilir. Burun ve
dişeti kanamaları gibi vücudun değişik yerlerinde kanamalar
da olabilir.
4. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinden nasıl kuşkulanılır?
Yukarıdaki belirtilerin bulunduğu kişilerin son iki hafta
içinde:
- Kene ısırması veya kene ile temas hikâyesi varsa,
- Çalı, çırpı, su kenarları veya gür otların bulunduğu
alanlara piknik amaçlı veya diğer bir sebeple gitmeleri
söz konusu ise,
- Hayvanların kanlarına, vücut sıvılarına veya diğer
dokularına temasları var ise,
- Bu hastalığa yakalanmış kişilerin kan ve vücut
sıvılarına bir temasları olmuş ise Kırım-Kongo kanamalı
ateşinden şüphe edilmeli ve vakit geçirmeden en yakın
sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
5. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi virüs alındıktan ne kadar
sonra görülür?
Kene tarafından ısırılma veya kene ile temas sonucu
virüsün alınmasını müteakiben hastalığın belirtileri
genellikle 1-3 günde ortaya çıkar; bu sure en fazla 9 gün
olabilmektedir. Hasta insan veya hayvanlara ait kan, vücut
sıvıları veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu meydana
gelen bulaşmalarda hastalığın belirtilerinin ortaya çıkma
süresi 5-6 gündür; bu süre de en fazla 13 gün kadar
olabilmektedir.
Hastalık, çoğunlukla bulaştırıcı kenelerin aktif olduğu
bahar ve yaz aylarında ortaya çıkabilmektedir.
6. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi nerelerde görülmektedir?
Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu
Avrupa'da görülmektedir. Son yıllarda Kosova, Arnavutluk,
İran, Pakistan, Afganistan ve Güney Afrika'da tek tek
vakalar ve salgınlar şeklinde ortaya çıktığı bildirilmiştir.
Ülkemizin coğrafik yapısı ve iklimi kenelerin yaşamaları
için uygun bir yapıya sahiptir. Bu sebeple hastalık,
özellikle hayvancılığın yapıldığı; nemin, çalı ve çırpılı
alanlar ile gür otlakların bulunduğu yerler başta olmak
üzere, ülkemizin her yerinde görülebilir.
7. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinin tedavisi var mıdır?
Yukarıdaki belirtilerin görülmesi ve hastalıktan
kuşkulandıracak bir durumun bulunması halinde en yakın
sağlık kuruluşuna başvurulursa, hastalığın teşhis ve
tedavisi için gerekenler yapılabilmektedir.
8. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinden nasıl korunulmalıdı

- Keneleri vücuttan uzaklaştırmak amacıyla, kenelerin
üzerine sigara basmak veya kolonya ve gazyağı dökmek gibi
yöntemlere başvurulmamalıdır. Bu uygulamalar, kenelerin
kusmasına sebep olabileceğinden, kusmuktaki virüsler,
kenenin kan emmek için ısırdığı yerden vücuda
girebilirler.
- Kenelerin yaşama alanlarında bulunabilecek kişiler,
repellent olarak bilinen böceksavar ilaçları vücutlarına
sürerek veya elbiselerine emdirerek kullanabilirler.
- Hasta olan kişilerin kullandığı malzemeler ve
tuvaletler çamaşır suyu ile dezenfekte edilmelidir.
|
Unutmayınız!
Vücuda yapışan kene usulüne uygun olarak
ne kadar kısa zamanda vücuttan uzaklaştırılırsa,
hastalığın bulaşma riski de o kadar azalabilmektedir.
|
|
Giriş |
| İnsanlarda klinik ve subklinik olarak
seyreden ve sayıları gittikçe artan arbovirüsler,
artropodiarın vektörlük yaptığı ve insanlarda sendromlar
halinde görülen önemli bir enfeksiyon hastalığı grubunu
oluşturmaktadır. İnsanlarda başlıca ensefalitler, kısa
süren ateşli hastalıklar, kanamalı ateşler, poliartrit
ve raş ile ön plâna çıkan sendromlar şeklinde görülür.
Kanamalı ateşlerin, biyolojik silah olarak kullanım
alanı bulmaları önemlerini daha da artırmaktadır.
Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA), 2002 ve 2003
yıllarının bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde
görülmüş ve Sağlık Bakanlığının yapmış olduğu çalışmalar
neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.
KKKA, Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan
virüslerin meydana getirdiği, şiddetli bir seyir
gösteren ve fatalitesi oldukça yüksek (yaklaşık % 30; bu
rakam bazı kaynaklarda % 50'ye kadar çıkmaktadır) olan
bir hastalıktır. Hastalık hayvanlarda, insanlara nazaran
daha yaygın olarak görülmekle beraber asemptomatik
seyretmekte olup, zoonoz karakterli bir hastalıktır;
sporadik vakalar veya salgınlar şeklinde insanlarda da
görülebilmektedir.
Bu grup virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde,
Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve
zarflı virüslerdir. KKKA ilk olarak 1944 yılında
Kırım'da görülmüş ve Kırım Kanamalı Ateşi olarak
tanımlanmıştır. Daha sonra 1956 yılında Kongo'da görülen
hastalığın, 1969 yılında Kırım Kanamalı Ateşi ile aynı
olduğunun farkına varılmış ve hastalık bundan sonra
bugünkü bilinen ismiyle anılmaya başlamıştır. |
|
Klinik Tanımlama, Vaka
Tanımı ve Vakalara Yaklaşım Önerileri |
| Klinik semptomlar karaciğer ve
endotel hasarı ile tombositlerdeki dramatik düşüşün bir
sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ateş, kırıklık, baş
ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kollarda,
bacaklarda ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin bir
iştahsızlıkla başlar. Bazen kusma, karın ağrısı veya
ishal olabilir. İlk günlerde yüz ve göğüste peteşi ve
konjonktivalarda kızarıklık dikkati çeker. Gövde ve
ekstremitelerde ekimozlar oluşabilir.
Epistaksis, hematemez, melena ve hematüri sıktır.
Bazen vajinal kanama da olabilir. Genellikle hepatit
görülür, Ağır olgularda hastalığın 5. gününden itibaren
hepatorenal ve pulmoner yetersizlikler görülebilir. Ateş
5 veya 12. güne kadar çıkar ve lizisle düşer; nekahat
dönemi uzun sürer.
Ölüm olayları daha çok hastalığın ikinci haftalarında
(5-14 gün) görülebilmekte ve bu oran yaklaşık % 30'ları
bulabilmektedir. İyileşme hastalığın dokuzuncu veya
onuncu günlerinde olmaktadır.
Laboratuvar bulgusu olarak özellikle lökopeni ve
trombositopeni dikkati çekmektedir. Aspartat
aminotransferaz (AST), Alanin aminotransferaz (ALT),
Kreatin kinaz (CK) ve biluribin değerlerinde yükselmeyi
alkalen fosfataz (ALP), Gama glutamiltransferaz (GGT) ve
Laktat dehidrogenaz (LDH) değerlerindeki yükselme takip
eder. Protrombin zamanı (PT), Aktive parsiyel protrombin
zamanı (aPTT) ve diğer pıhtılaşma testlerinde belirgin
bozukluk görülmektedir. Bariz kanama olmasa da
hemoglobin düzeylerinde düşme gözlenebilir.
1. Klinik Tanımlama:
- Anamnezinde ateş, ani başlayan baş ağrısı, miyalji/artralji,
halsizlik, bulantı/kusma, karın ağrısı/ishal.
- Laboratuvar bulgularında lökopeni, trombositopeni,
karaciğer enzimleri [Alanin aminotransferaz (ALT),
Aspartat aminotransferaz (AST) ], Laktat dehidrogenaz
(LDH) ve Kreatin kinaz (CK) değerlerinde yükselme.
2. Destekleyici Bulgular:
- Hemorajik ya da purpurik döküntü,
- Epistaksis,
- Hematemez,
- Hemoptizi,
- Melena,
- Diğer hemorajik semptomlar.
3. Epidemiyolojik Hikâye:
- Kene ısırması veya kene ile temas,
- Hayvanlarla yakın temas,
- Kırsal kesimde yaşama veya son iki hafta içinde
kırsal alan ziyareti,
- Hayvan dokusu, kanı veya vücut sıvıları ile yakın
temas (Kasap, kesimhane çalışanları, veteriner
hekimler vb.),
- Hastaların kan veya vücut sıvılarına temas ya da
laboratuvarlarda çalışma,
- Hasta çevresinde benzer şikâyetleri olan başka
vakaların varlığı.
4. Vaka Tanımları:
- 4.1. Şüpheli vaka:
- Klinik tanımlamaya uyan ve başka bir nedenle
açıklanamayan vaka.
- 4.2. Olası vaka:
- Şüpheli vaka tanımlaması ile epidemiyolojik
hikâyeye uyan ve destekleyici bulgulardan en az
ikisinin bulunduğu vaka ya da,
- Bir bölgede herhangi bir nedenle açıklanamayan
birden fazla vakanın görülmesi halinde destekleyici
bulgular olmasa da klinik tanımlamaya uyan vaka.
- 4.3. Kesin vaka:
- Klinik tanımlamaya uyan ve Madde 5’te belirtilen
laboratuvar kriterlerinden en az birisi ile
doğrulanmış vaka veya,
- Kesin tanı almış bir vaka ile epidemiyolojik
olarak bağlantısı olan vaka.
Bu vaka tanımlamalarına uyan hastaların hepsi
ikinci basamak sağlık kuruluşlarına sevk edilecektir.
5. Tanı İçin Laboratuvar Kriterleri:
- Kan, vücut sıvıları veya doku örneklerinden virüs
izolasyonu veya virüs RNA’sının (Ribonükleik asit)
gösterilmesi,
- Virüse spesifik IgM antikoru pozitifliği,
- Akut ve konvelasan dönem serumlarında virüse
spesifik IgG titresinde >4 kat artış.
6. Klinik Tanımlamaya Uyan Hastaların İkinci
Basamak Sağlık Kuruluşlarında Takip Önerileri:
- 6.1. Bu vakalar yatırılarak takip ve tedavi
edilmelidir.
- 6.2. Hastaların, hastaneye transferi ve
hastanede kaldıkları süre içinde yakın temasta bulunan
kişiler standart biyogüvenlik kurallarına uymalı;
özellikle hastanın kan ve vücut sıvıları ile temasta
bulunabilecek kişiler eldiven, maske, önlük gibi
izolâsyon önlemlerini alarak girişimde
bulunmalıdırlar. Hastalığın nozokomiyal bulaşma riski
taşıdığı unutulmamalıdır.
- 6.3. Hastalığın tedavisinde destek tedavisi
esastır. Hastalığın ilk beş günündeki klinik tablo
prognozda belirleyici olabileceğinden hastanın ilk
bulguları kaydedilmeli; hemogram, protrombin zamanı (PT)
ve Aktive Parsiyel Protombin Zamanı (aPTT) günlük
olarak; AST, ALT, LDH, CK ve böbrek fonksiyonları da
haftada en az iki kez bakılmalıdır.
- 6.4. Hastadan, yatışta ve taburcu edilirken
10 ml antikoagülansız bir tüpe kan alınacaktır. Üst
kısmı (serumu) ayrı bir tüpe alınacak, kalan pıhtı ise
herhangi bir tüpe alınmadan kendi tüpünde serum ile
beraber soğuk zincir kurallarına uyularak “Kırım-Kongo
Kanamalı Ateşi Vaka Bildirim Çizelgesi”ndeki bilgiler
tam ve okunaklı olarak doldurulduktan sonra vakit
geçirilmeden İl Sağlık Müdürlüğüne iletilecek, İl
Sağlık Müdürlüğü de, “Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi Vaka
Bildirim Çizelgesi Doldurma Talimatı”nda verilen
bilgiler doğrultusunda numuneleri en seri yoldan Refik
Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığına ulaştıracaktır.
Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı da
gönderilen numunelere ait analiz sonuçlarının geri
bildirimlerini anında yapacaktır.
7. Tedavi Önerileri:
- 7.1. Destek tedavi:
Tedavinin temelini oluşturmaktadır. Lüzumu halinde
trombosit, tam kan, taze donmuş plâzma verilebilmeli;
solunum, dolaşım ve parenteral beslenme desteği
sağlanmalıdır. Herhangi bir organ yetmezliği durumunda
spesifik yaklaşımda bulunulmalıdır. Örneğin, böbrek
yetmezliği gelişirse diyaliz endikasyonu açısından
yakından izlenmelidir.
- 7.2. Spesifik tedavi:
Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamaktadır;
ancak, gerek görüldüğü hallerde antiviral ilâçlardan
ribavirinin kullanılabileceğine ilişkin görüşler de
mevcuttur. Ribavirinin kullanılmasının endike olduğu
durumlarda doz aşağıdaki tabloda verildiği şekilde
uygulanabilir. Ayrıca ribarinin, doza bağlı yan etki
olarak geri dönüşümlü hemolitik anemiye yol
açabileceği de unutulmamalıdır.
Kırım-Kongo Kanamalı Ateşinde Ribavirin Kullanımı
|
Hasta Grubu
|
Oral
|
Damar İçi
|
| Erişkin |
2000 mg yükleme dozunu müteakip, 6
saat arayla 1000 mg dozunda 4 gün; daha sonra da 500
mg dozunda yine 6 saat arayla 6 gün verilebilir.
|
17 mg/kg (maksimum 1 g) yükleme
dozunu müteakip, 6 saat arayla 17 mg/kg (maksimum 1
g) dozunda 4 gün; daha sonra 8 saat arayla 8 mg/kg
(maksimum 500 mg) dozunda 6 gün süreyle verilebilir.
Tedaviye geç kalınması veya gerek görülmesi
durumlarında yükleme dozu 30 mg/kg (maksimum 2 g)
olabilir.
|
| Gebe |
Embriyotoksik ve teratojenik
etkileri bulunması nedeniyle, ribavirinin gebelerde
kullanımı kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
Embriyotoksik ve teratojenik
etkileri bulunması nedeniyle, ribavirinin gebelerde
kullanımı kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
| Çocuk |
30 mg/kg yükleme dozunu müteakip, 6
saat arayla 15 mg/kg dozunda 4 gün; sonra yine 6
saat arayla 7 mg/kg dozunda 6 gün verilebilir. |
Erişkinlerde verildiği gibi vücut
ağırlığına göre hesaplanır. |
8. Maruziyet Durumlarında Takip:
- Kesin vakaların kan veya diğer vücut sıvıları ile
bir maruziyeti söz konusu olan kişiler, ateş ve diğer
semptomlar yönünden 2 hafta süreyle takip edilmelidir.
9. Üçüncü Basamak Sağlık Kuruluşuna Sevk
Önerileri:
- 60 yaşından büyük olan hastalar,
- Eşlik eden (Diabetes mellitus, kronik böbrek
yetmezliği, kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve
hematolojik hastalıklar gibi) başka bir hastalığı
bulunanlar,
- Klinik durumu hızla bozulanlar (peteşi, ekimoz,
diş eti kanaması, burun kanaması vb.)
- Şuur bulanıklığı olanlar,
- Trombositleri 50 000/mm3’ün altında olanlar,
- CK yüksekliği (>1000) ve
- Uzamış aPTT’si olanlar.
Bu kriterler öneri niteliğinde olup, her hasta
ilgili hekim tarafından ayrıca değerlendirilmelidir.
10. Taburcu Etme Önerileri:
- Lökositi 4000/ mm3 , trombositleri de 150 000
/mm3’ün üzerine çıkan ve kliniği düzelen hastalar
taburcu edilip ayaktan izlenebilir.
|
|
Epidemiyoloji ve Bulaşma |
| Hastalık sıklıkla Afrika, Asya, Orta
Doğu ve Doğu Avrupa'da endemiktir, KKKA'nın son yıllarda
Kosova, Arnavutluk, İran, Pakistan ve Güney Afrika'dan
sporadik vakaları ve epidemileri de bildirilmiştir.
Virüs, bir çok evcil ve yabani hayvanı enfekte
etmekte ve hastalık hafif seyretmektedir. Bir çok kuş
virüse karşı dirençli iken, virüsün yayılmasında önemli
rol oynarlar. Hayvanlardaki hastalık enfekte kenelerin
ısırması ile başlamaktadır.
KKKA'nın bulaşmasında Hyalomma soyuna ait keneler
daha büyük bir yere sahip olmakla birlikte, 30 kene
türünün bu hastalığı bulaştırabileceği bildirilmektedir.
Virüs kenelerde, transovaryal ve transstadial pasajlarla
idame olur; keneler arasmda venereal olarak bulaşmanın
olduğu da bildirilmektedir. Henüz ergin olmamış Hyalomma
soyuna ait keneler, küçük omurgalılardan kan emerken
virüsleri alır, gelişme evrelerinde muhafaza eder.
Keneler, insan veya hayvanlardan kan emerken virüsleri
de bulaştırırlar. Küçük omurgalılar ve özellikle yerde
beslenen kuşlar, keneleri enfekte eden en Önemli konak
grubunu oluşturmaktadır; keneler, biyolojik evrimlerinin
değişik safhalarında bu canlılardan kan emerler.
Hyalomma soyuna ait keneler ülkemizin de içinde
bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yerleşmişlerdir.
Ülkemiz kenelerin yaşamaları için coğrafi açıdan oldukça
uygun bir yapıya sahiptir. Türlere göre değişmekle
beraber kenelerin, küçük kemiricilerden, yaban
hayvanlarından evcil memeli hayvanlara ve kuşlara kadar
geniş bir konakçı spektrumları mevcuttur.
Hastalık daha çok hayvancılıkla uğraşanlarda, mezbaha
çalışanlarında ve kırsal alanda yaşayanlarda
görülebilmektedir. Enfekte hayvanların kan ve dokuları
ile temas sonucu da geçiş olabilmektedir. Ayrıca
nozokomiyal enfeksiyon oluşturma riski de
bildirilmektedir.
Bugün için etkili bir aşısı bulunmayan KKKA'nın
geçirilmesinden sonra bağışıklığın ömür boyu
sürebileceği belirtilirken, konvalesan dönem plâzmaları
ile yapılan pasif immünizasyonların uygulanabilir
nitelikte olmadığı da ifade edilmektedir. |
|
Kuluçka Süresi |
| Kene tarafından ısırılma ile virüsün
alınmasını müteakip kuluçka süresi genellikle 1-3
gündür; bu süre en fazla 9 gün olabilmektedir. Enfekte
kan, ifrazat veya diğer dokulara doğrudan temas sonucu
bulaşmalarda bu süre 5-6 gün; en fazla ise 13 gün
olabilmektedir. |
|
Tanı |
| Tanı için biyogüvenlik açısından tam
güvenli laboratuvarlara ihtiyaç yardır. Tanıda, virüsün
ya da virüs RNA'sının kan ve doku örneklerinden
izolâsyonu, virüs antijeninin ve virüse karşı oluşmuş
antikorların serolojik olarak gösterilmesi
kullanılmaktadır. Oluşan antikorlar serolojik
yöntemlerden en hızlı ELISA (Enzyme-Linked Immunosorbent
Assay) ile saptanabilmektedir; immünglobülinlerden IgG
ve IgM antikorları hastalığın yaklaşık 6. gününden
itibaren serumda belirlenebilir. IgM'ler 4 ay kadar
serumda belirlenebilirken, IgG'ler azalır; ancak, yine
de 5 yıla kadar IgG antikorlarına rastlanabilir.
Bazı kişilerde hastalık, özgül antikorlar kanda
belirlenene kadar ölümle sonuçlanabileceğinden tanı
konulamayabilir. Bu durumlarda tanı özellikle hastalığın
ilk 5 gününde kan ve dokulardan alınan örneklerden virüs
izolâsyonu ile yapılabilir. Bu amaçla hücre kültürleri,
immünfloresans yöntemi ve EIA (Enzyme Immun Assay)
kullanılabilmektedir.
Son zamanlarda, PCR (Polymerase Chain Reaction) gibi
moleküler tanı yöntemleri başarı ile uygulanmaktadır.
|
|
Tedavi |
| Destek tedavisi yapılmalıdır. Tam kan
veya kan komporientlerinin replasmanı yapılabilir.
Hastalığın spesifik bir tedavisi bulunmamakla birlikte,
antiviral İlaçlardan ribavirinin, oral veya parenteral
olarak kullanılabileceği bildirilmektedir.
Ribavirinin kullanımına ilişkin bilgiler aşağıdaki
tabloda verilmiştir.
Ribavirinin hemolitik anemi gibi önemli bir yan
etkisi olabileceğinden hastalar bu açıdan da takip
edilmelidir.
|
Hasta Grubu
|
Oral
|
Damar İçi
|
| Erişkin |
2000 mg yükleme dozunu müteakip, 6
saat arayla 1000 mg dozunda 4 gün; daha sonra da 500
mg dozunda yine 6 saat arayla 6 gün verilebilir.
|
17 mg/kg (maksimum 1 g) yükleme
dozunu müteakip, 6 saat arayla 17 mg/kg (maksimum 1
g) dozunda 4 gün; daha sonra 8 saat arayla 8 mg/kg
(maksimum 500 mg) dozunda 6 gün süreyle verilebilir.
Tedaviye geç kalınması veya gerek görülmesi
durumlarında yükleme dozu 30 mg/kg (maksimum 2 g)
olabilir.
|
| Gebe |
Embriyotoksik ve teratojenik
etkileri bulunması nedeniyle, ribavirinin gebelerde
kullanımı kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
Embriyotoksik ve teratojenik
etkileri bulunması nedeniyle, ribavirinin gebelerde
kullanımı kontraindikedir. Ancak gerekli görülmesi
durumunda erişkin dozlarında verilebilir. |
| Çocuk |
30 mg/kg yükleme dozunu müteakip, 6
saat arayla 15 mg/kg dozunda 4 gün; sonra yine 6
saat arayla 7 mg/kg dozunda 6 gün verilebilir. |
Erişkinlerde verildiği gibi vücut
ağırlığına göre hesaplanır. |
| Maruziyet Durumunda Profilaksi |
6 saat arayla 500 mg dozunda 7 gün
verilebileceğinin belirtildiği yayınlar varsa da
maruziyet durumlarında profilaktik amaçlı ribavirin
kullanımı DSÖ tarafından önerilmemektedir. |
|
|
| Korunma
ve Kontrol |
Tüm enfeksiyon hastalıklarında olduğu
gibi KKKA'da da korunma ve kontrol önlemlerinin alınması
çok önemli ve gereklidir
- Hasta ve hastanın sekresyonları ile temas
sırasında mutlaka üniversal önlemler (eldiven, önlük,
gözlük, maske vb.) alınmalıdır. Genellikle hava yolu
ile bulaşmadan bahsedilmemektedir. Ancak, kan ve vücut
sıvıları ile temastan kaçınılmalıdır. Bu şekilde bir
temasın söz konusu olması halinde, temaslının en az 14
gün kadar ateş ve diğer belirtiler yönünden takip
edilmesi gerekmektedir.
- Hayvan kanı, dokusu veya hayvana ait diğer vücut
sıvıları ile temas sırasında da gerekli korunma
önlemleri alınmalıdır.
- Kene mücadelesi çok önemli olmakla birlikte
oldukça zor görülmektedir. Keneler yumurta dönemleri
hariç diğer biyolojik evrelerinde insanlara hücum
ederek kan emebilir. Hem mera keneleri hem de mesken
keneleri gelişmelerini sürdürebilmek ve nesillerini
devam ettirebilmek için konakçılarından kan emmek
zorundadırlar; genel olarak da konakçı spesifitesi
göstermezler. Coğrafik bölgelere ve türlere göre
değişmekle beraber, KKKA'yı bulaştıran Hyalomma soyuna
ait keneler genel olarak nisan ve ekim aylarında
aktiftirler; bu dönemlerdeki salgınların sebebi de
budur. Bu nedenle öncelikle konakçılar kenelerden uzak
tutulmalı ve kenelerin kan emmeleri engellenmelidir.
- Mümkün olduğu kadar kenelerin bulunduğu alanlardan
kaçınılması gerekmektedir. Hayvan barınakları veya
kenelerin yaşayabileceği alanlarda bulunulması
durumunda, vücut belirli aralıklarla kene yönünden
muayene edilmeli; vücuda yapışmamış olanlar dikkatlice
toplanıp öldürülmeli, yapışan keneler ise kesinlikle
ezilmeden ve kenenin ağız kısmı-koparılmadan (bir
pensle sağa sola oynatarak, çivi çıkarır gibi)
alınmalıdır.
- Diğer önemli hususlardan birisi de.piknik amaçlı
olarak su kenarları ve otlak şeklindeki yerlerde
bulunanlar döndüklerinde, mutlaka üzerlerini kene
bakımından kontrol etmeli ve kene varsa usulüne uygun
olarak vücuttan uzaklaştırmalıdır. Çalı, çırpı ve gür
ot bulunan yerlerden uzak durulmalı, bu gibi yerlere
çıplak ayakla veya kısa giysilerle girilmemelidir.
- Ormanlarda çalışan işçilerin ve ava çıkanların
lastik çizme giymeleri veya pantolonlarının paçalarını
çorap içine almaları kenelerden koruyucu
olabilmektedir.
- Hayvan sahipleri hayvanlarını kenelere karşı uygun
akarisitlerle ilâçlamalı, hayvan barınakları kenelerin
yasamasına imkân vermeyecek şekilde yapılmalı,
çatlaklar ve yarıklar tamir edilerek badana
yapılmalıdır. Kene bulunan hayvan barınakları uygun
akarisitlerle usulüne göre ilâçlanmalıdır.
- Gerek insanları gerekse hayvanları kene
enfestasyonlarından korumak için repellent olarak
bilinen böcek kaçıranlar dikkatli bir şekilde
kullanılabilir. Repellentler sıvı, losyon, krem, katı
yağ veya aerosol şeklinde hazırlanan maddeler olup,
cilde sürülerek veya elbiselere emdirilerek
uygulanabilmektedir. Aynı maddeler hayvanların baş
veya bacaklarına da uygulanabilir; ayrıca, bu
maddelerin emdirildiği plâstik şeritler, hayvanların
kulaklarına veya boynuzlarına takılabilir.
- Kenelerin çevrede çok olması halinde mera, çayır,
cali, çırpı ve gür otların bulunduğu yerler gibi
kenelerin yaşamasına müsait alanlarda, diğer canlılara
ve çevreye zarar vermeden, insektisit uygulamalarına
başvurulabilir. Açık alanlara insektisit
uygulamalarının uygun görüldüğü durumlarda uçak,
helikopter, püskürtme cihazı monte edilmiş araç veya
sırtta taşınan pompalar kullanılmalıdır.
- Açık alanlarda yapılabilecek kene mücadelesi
amacıyla, her bir hektara aktif madde olarak carbaryl
ve propoxur hektara 2 kg, deltamethrin ve lambda-cyhalothrin
0,003-0,3 kg, permethrin 0,03-0,3 kg, pirimiphos-methyl
ise 0,1-1 kg olarak uygulanabilmektedir.
- Son yıllarda, kene popülâsyonunun kontrolünde
biyolojik yöntemlerin kullanılmasına ilişkin
çalışmalar da yürütülmektedir.
Kene mücadelesi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile bu
Bakanlığın il ve ilçe teşkilâtlarının önerileri ve
direktifleri doğrultusunda yapılmalı; problemin, yerel
yönetimlerin ve ilgili diğer sektörlerin konuya
hassasiyetle yaklaşmaları ve gereken önemi vermeleriyle
çözülebileceği de unutulmamalıdır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|