| Polikistik
over sorunu (PKO) olan kadınların önemli bir kısmı kilo sorunuyla karşı
karşıyadır. Kilo sorunu arttıkça yumurtlama bozukluğu daha da
artmakta, yumurtlama bozukluğu arttıkça kilo verme sorunu da daha bariz
hale gelmektedir. Bu yazının hazırlanma amacı obezite hakkında
genel bilgiler edinmenizi sağlamaktır.
Obezitenin
Tanımı
Obezite, yani şişmanlık genel anlamda
vücutta gereğinden fazla yağ dokusu depolanması şeklinde tarif
edilebilir. Bir kişi günlük ihtiyacından daha fazla kalori aldığında
fazla olan bu enerji yağ hücrelerinde trigliserit adı verilen maddeler
şeklinde birikir.
Burada hemen obezite ile kilo fazlalığı
arasındaki fark vurgulanmalıdır. Obezite vücuttaki yağ dokusunun
gereksiz yere fazla olmasıyken kilo fazlalığı “ideal vücut ağırlığının“
üstünde olmak demektir.
Bir kişi ideal kilosunun üstünde
olmasına rağmen şişman olmayabilir. Özellikle düzenli egzersiz yapma
alışkanlığını sürdüren kadınlarda kas kitlesinin artışı vücut
ağırlığının yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle kilo belirlenmesi
yerine vücut yağ oranının saptanması bir kişinin obez olup olmadığının
belirlenmesinde daha geçerli bir kriterdir.
Vücut yağ oranının saptanması en doğru
şekilde insanın suya batırılarak (hidrodansitometre) vücut yoğunluğunun
ölçülmesiyle gerçekleştirilir. Deneysel olarak en başarılı yöntem bu
olmasına karşın, pratik olmaması nedeniyle klinik değerlendirmede
kullanılamamaktadır. Bunun yerine cilt kalınlığı ölçümü veya diğer bazı
teknikler veya aşağıda yer alan basit hesaplamalar kullanılmaktadır.
BMI (VKİ): vücut ağırlığı (kilogram) /
boy (metre) kare
VKİ'nizi hesaplayın>>
 |
VKİ’ye göre
kadınlar:
24.0-29.9 arası olanlar “kilolu”
30.0-40.0 arası olanlar “obez”
>40.0 olanlar ise “morbid (hastalık derecesinde) obez” olarak
değerlendirilir. |
VKİ ideal kiloyu değerlendirme
açısından çok ideal bir yöntem değildir ve yaşla birlikte omurga kemik
kütlesi azaldıkça VKİ’nin doğruyu yansıtma özelliği daha da azalır.
Bel Çevresi
Ölçümü ve Obezite
Bel çevresi ölçümüne göre obezite
değerlendirmesi aşırı kiloluk derecesini belirlemekten çok
kiloya bağlı sağlık sorunu hastalığı gelişme olasılığını belirlemek için
kullanılır. Aynı model bel/kalça oranı hesaplanması şeklinde de
kullanılabilmektedir.
Göbek
deliği seviyesinde ölçülen bel çevresi kadınlarda ideal olarak 80
santimetre, erkeklerde ise 94 santimetre ve altında olmalıdır.
Erkeklerde bu çevrenin 102 santimetreden, kadınlarda ise 88
santimetreden fazla olması durumunda kiloya bağlı sağlık sorunları
gelişme olasılığı belirgin bir şekilde artmaktadır.
Santral Obezite (“merkezi şişmanlık”)
adı verilen ve PKO’da sık görülen obezite paternini ortaya koymak için
yapılan bel-kalça ölçümünde bel/kalça oranının erkekte 1.0 ve
daha fazla olması, kadında ise 0.8 ve daha fazla olması da kiloya bağlı
sağlık sorunları gelişme olasılığı belirgin bir şekilde artıran diğer
bir durumdur.
Amerika ve Avrupa’da obezite giderek
yaygınlaşmaktadır ve bu maalesef ülkemizde de böyledir. Amerika Birleşik
Devletlerinin verilerine göre bu ülkede yaşayan kadınların %25’i kilolu,
%25’i ise obez kategorisindedir.
Obezitenin artmasının en muhtemel
nedeni insanların sedanter yaşam tarzı dediğimiz enerjinin fazla
harcanmadığı bir yaşam tarzı benimsemesi, öte yandan muhtemelen zaman
sorunu nedeniyle egzersiz yapmaya fazla zaman ayırmamasıdır. Sedanter
yaşam tarzı “iki kat için bile asansör kullanmak”, “bakkala bile
arabayla gitmek”, “faturalarımızı telefon veya internet kanalıyla
ödemek”, “akşam yürüyüş yapmak yerine, muhtemelen buna uygun alan
olmaması nedeniyle TV seyretmeyi tercih etmek” gibi farklı şekillerde
açıklanabilir. Bunlar bizim fazladan aldığımız kalorileri harcamamamıza
neden olan durumlardır.
Obezite sorununun yaygınlaşmasında
diğer önemli bir etken de bizi günlük aldığımız kalori
miktarının artmasına iten nedenlerdir. Yıllar öncesiyle
günümüzü karşılaştırdığımızda “porsiyonların” ne kadar büyüdüğünü bariz
olarak görebiliriz. 10-15 yıl öncesinde içecekler 200
mililitrelik şişelerde, “aile boyu içecekler” de 1 litrelik şişelerde
satılırdı. Günümüzde ise bu boyda bir içecek artık bir insanın
ihtiyacına bile zor cevap verir hale gelmiştir. Porsiyonlarının
büyüklüğüyle ün yapmış Amerikan tarzı
beslenmeyi giderek daha fazla adet edinen toplumumuzda çocuklarda bile
şişmanlık oranı artmaktadır.
Çalışmalar, kadınlarda
erkeklere göre obezitenin daha fazla olduğunu göstermektedir.
Bu fark özelikle ileri yaşlarda daha da açılmaktadır. Bunun en muhtemel
nedeni kadınların doğal olarak “bazal metabolizma hızlarının”, yani
vücudun genel işlevlerinin sürmesi için gerekli en az en az enerji
ihtiyacının daha düşük olmasıdır. Menopoz dönemine giren bir kadında
yumurtlama sonrası dönemde artan kalori harcanımı da devre dışı
kaldığından bu durum daha da belirginleşir.
Bazal Metabolizma, yani vücudumuzun
“rölantide” çalışırken harcadığı enerji yaşla birlikte azalma
eğilimindedir. Bilimsel veriler kadınlarda bu enerjinin 18 yaşından
itibaren 10 yılda bir %2 azaldığını göstermektedir. Kadınlar bu
düşüş nedeniyle günlük aldıkları besin maddeleri sabit kalsa bile her
yıl yaklaşık 0.4 kilogram almaktadırlar. Egzersiz yapılarak
günlük harcanan enerji miktarının artırılmasıyla bu durum bertaraf
edilebilir. Bu nedenle “benim yaşım geçti, egzersiz neyime” anlayışını
terk etmek, bunun yerine “yaşım ilerledikçe kilomu korumak için
daha fazla egzersiz yapmalıyım” felsefesi benimsenmelidir.
“Ne yesem yarıyor” yakınması insana ilk
başta kilolu olan birinin bahanesi gibi görünmektedir. Ancak bu maalesef
doğrudur. Bazı kadınlar sıkı bir diyet yapmalarına rağmen
zayıflayamamaktadır. Nefsine hakim olamama ve tembellik,
obezite gelişimin açıklamada yetersiz kalmaktadır. Bazı insanlar tümüyle
sağlıklı olmalarına karşın bazal metabolizmaları çok düşük olduğundan
kolay kilo almakta, zor kilo vermektedir. Bu sorunu çözmek için
yapılması gereken bir doktora başvurarak kilo alma sorununa neden olan
tıbbi bir durumun söz konusu olup olmadığının belirlenmesi ve gerekli
tedavinin alınması, bir sorun saptanmadığında ise günlük yapılan
egzersiz miktarının artırılmasıdır. |